Sunday, February 11, 2007

MESUT KORKMAZ'IN M.FOUCAULT TEZİ-1

1. GİRİŞ
20. yüzyılın sahip olduğu kusursuz başarının yegane mümessili olarak kabul edilen insan, Ortaçağın malum sınırlarını ve kendini tekrarını, kendi çabalarıyla aşmış, 19. yüzyılda, o ana dek elde ettiği başarıları görmenin verdiği özgüven ve hırsla daha neleri başaracağının hesaplarına başlamış ve 20. yüzyılda, insan oğlunun eriştiği bu başarı yine insan oğlu tarafından ‘insan’ı nesneleştiren bir bakışla ödüllendirilmiştir. Bu bakış, ‘insan’ı tanıma, sınırlarını tespit etme isteğiyle başlayıp, onu sınırsızlaştırmayla sonuçlanacaktır. İşte tam da bu noktada insanlık tarihinin belki de en trajik sonucuyla karşılaşırız. ‘İnsan’, her fırsatta elinden çok çektiğini vurguladığı ve amansız bir mücadeleyle bertaraf ettiğini düşündüğü Ortaçağın sınırsız, sonsuz ve aşkın belirleyici gücünün yerine tartışmasız bir alternatif olarak kendini yerleştirmiştir. Şimdi artık bakış, ‘insan’ın sistemli ve düzenli bir forma göre şekillendirilmesinin en önemli aracı olma işlevine sahiptir. Somut insani varlığı konu alan bu bakış, sonsuz, sınırsız ve aşkın, soyut bir varlık olarak ‘insan’ı amaçlamaktadır. Böylece, doğayı belli bir düzen ve bakış açısıyla yeniden tertip eden ‘insan’, bin bir zorlukla kavuştuğu bu hükümranlığı, kendisi üzerinde de kurmak ve devamlılığını sağlamak için, sonunda “eşi benzeri görülmemiş şekilde kibirli ve küstahlık ölçüsünde kozmik” diye nitelenen bir edayla varlık alanını parsellemeye ve kusursuz başarısını temaşa edeceği sırça köşkünü inşa etmeye koyulmuştur. Modern insan, kendini Ortaçağın Tanrısı’nın yerine koyarak temel teşkil edici bir role soyunur.[1] Bu rol, bilgiye ve eyleme belirli bir temel ve form üretilmesine ve düşüncenin totalleşmesine yol açmıştır. Düşüncenin totalleşmesi ise; asimile etmek, belirli bir düşünce çerçevesi içerisine yerleştirmek, şeyleri, belirli kategorilerin somut temsili haline getirmek demektir.[2] Bu tabloyu ifade etmek için kullanılan en genel terim ise ‘hümanizm’dir. 19. yüzyılın ikinci yarısında, Nietzsche tarafından ilan edilen ‘Tanrı’nın ölümü’ aslında metafizik ve aşkın bir belirleyici ve düzenleyici fikrini hedef alıyordu. Ve zımnen metafizik temellere dayanan ‘insan’ algılayışını da sarsıyordu. Nitekim buradan hareketle çok kısa bir süre sonra, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren, ‘insan’ın ölümü’ gündeme geldi.[3] Bu, düşünceyi totalleştiren aşkın ‘insan’ anlayışının ya da kısaca Hümanizmin en önemli eleştirmenlerinden biri Michel Foucault’dur. Foucault’nun
[1] Christopher Falzon, Foucault Ve Sosyal Diyalog, Parçalanmanın Ötesi, Çev. Hüsamettin Arslan, Paradigma Yayınları, İstanbul, 2001, s.3.
[2] Falzon, s.29
3 Falzon, s.3

eleştirisinin en önemli gerekçesi Hümanizmin pratiğe, farklılığın ve başkalığın baskı altına alınmasına zemin hazırlayan bir düşünce olarak yansımasıdır. Biz bu çalışmada Foucault’nun bu düşünceden hareketle oluşturduğu ve hemen tüm eserlerini kapsayan bir sorunu; bizim düşünce ve kalıplarımızın, total bir düşünceyle oluşturduğumuz sınırların dışında kalan, bizden farklı tarzda eylemde bulunan ve ‘Başka’, ‘Öteki’ olarak nitelenen kesimlere olan yaklaşımını düşünürün eserlerini merkeze alarak kendi çerçevemizde bir bütün olarak sunmaya çalışacağız.
İlk bölümde, Foucault’nun bakışını yoğunlaştırdığı dönemlere - Foucault’nun adlandırmasıyla Klasik ve Modern çağlar – konumuzun sınırlarının elverdiği ölçüde genel bir yaklaşım sunacağız. Ve yukarıda kısaca sözünü ettiğimiz Hümanizm kavramıyla ilgili ayrıntılara değinerek, Hümanizmin nasıl bir tahakküm stratejisi uygulanmasına olanak sağladığı, farklılık ve başkalığa normalleştirici bir tahakküm uygulanmasına nasıl katkıda bulunduğunu ayrıntılandıracağız.
İkinci bölümde ‘Öteki’ olarak algılanıp, üzerlerinde normalleştirici bir baskı uygulanan kitleler ve bu normalleştirme sürecinin hangi araçlarla yapıldığı sorusuna cevap aranacaktır.
Üçüncü ve son bölümde ise, sözü edilen bu normalleştirmenin korunması ve devamlılığının sağlanması için nasıl bir denetleme stratejisi uygulandığını ele alacağız. Ama önce konumuz çerçevesinde çalışmamıza konu olan düşünürle ilgili birkaç söz söylemenin yerinde olacağı kanaatindeyiz.

No comments: